Babam bir “Fil”di benim. Ellerini omzumda taşıdığım vakitlerde pekişirdi bu his. Unutmadığını bilirdim, dokunduğu omuzda desteğin eksilmeyeceğini.
Büyüyünce ben de fil olmak istedim, nasıl olunduğunu bilmeden, hatta olduğumun ne olduğundan habersiz. Büyümeyi öğütledi ve öğretti. Demek böyle olmalı diye içime sindirmeye çalıştım bu durumu.
Büyümek dedim. Kalın harfleri kullanarak başlıklarda.
Zekânın hislerden kendini sıyırabileceği gelmezken aklıma, düşünülebileceğini fark ettim hissedilenlerin ne olması gerektiğini. Nasıl olmaları gerektiğini sorgular olmuştum. Fark ettim ki hissettiklerimi düşünüyorum, hissedebilmekten öte.
Sadece yaşanılıp, anlatılamaz olanlarla yüzleşip, öteledim. Koynuna girdim kimilerinin. Ayrılamaz oldum.
Tadına aşina olduğum şekerlerin, tadına vardım yeniden. Dilim damağım yapış yapış. Oysa zaman akmış üzerinden, ıslatarak genzimi. Geçmiş. Şimdinin cesedini taşıyan, görevli vakitler topluluğu. Önünde durduğumu sandım bir vakit, onlarda yanımdan süzüldü, usulca. Ben çığlık atıyordum, çıt çıkarmadı onlar. Yas vardı; cesetler uyanmazdı ne de olsa. Tebessümler vardı aralarında. Onların yükleri hafifti sanki diğerlerinden, aynı şeyi taşımalarına rağmen. Görelidir dedim, o vakit yeniden. O da geçti der demez. !
Sıkıştığım ‘şimdi’lerden çıkma hevesi sardı her yanı.
Terlemiş heyecanla peşinden koşmuştum. Neden olduğunu, nereye olduğunu bilmeden peşinden. Karşıda belirdi, usulca sebebini bilircesine; gözleri mahcup, yaşamı suç ama sözleri duyması mükâfatçasına baktı ve dinledi, elini omzuma koyan fili. Kulaklarım ordaydı.
“Çarşamba sancısı bunlar. Gelir, geçer; sen dur demezsen.”
Gözlerimi açtığımda; büyüdüğümü söyledi soluğum. İnanmaya kandırdım kendimi.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Sakalsız Islıklar
Sonun yaklaştığını anlar insan. Bilir diyemem. Bilse! Kabullenip onunla mücadele etmeye ya da çaresiz sonu beklemeye koyulur. Ama öyle değildir, anlar geldiğini sonun. Elden ne gelirse, geldiği halde kalır. Savrulsun diye bakılır hevesini yitirmiş zamana. İzafiyet belirmiştir hatta göz ardı edilmiştir bile; çünkü anlaşılmıştır, gelinen sondan öncesi vakitler.
Anlaşılmıştır, verilen çabalara üstün gelmiştir, verilmeyen çabalar. Feda edilebilir olmayan hiçlikler sıralanır, daha önce uğrunda sancaklarla dolaşılan sokaklarda.
Yeni yetme arzular kalmıştır, bütün sırları kovuğuna söylediğin çınarın dibinde.
Gelmemiş olsa dahi, bir milat gerektir, kevgirden düşenleri ayıklamak pahasına.
Koyar adını ve süreçte gelişenlerle, değişenlerle kendinden öteledikleriyle belirler sonu. Anladıklarından, haklı çıkarır kendini. Sondan sonrasıdır asıl mesele, kendini ötesinde var edebilme çabasıdır; ‘son’ diye kendinden farksız kalan değişimler. Sahiplendikleri ile reddettikleri arası süreç.
Sancılı, bulanıktır, çirkindir. O çirkinliğin ötesini görmeye gerekir, gerçek gözler.
Acındırır, yitiktir, oysa dokunulsa ejderha ateşi taşır nefesi. !
Sahte demeye cesaret edilemeyecek ipuçları serpilmiştir, anı denilen yaşam kırıntılarının içine. İpuçları görmezden gelinmelidir ki, detayların bilgisinden mahrum olanlar, sonranın sonrasında ötelenenlerden habersiz kalsın. Yenik bir ıslık mıdır çalınan? Yoksa çoktan ihtilale dönüşmüş, sakalların isyanı mıdır? Karar anıdır yaklaşan.
Birçoğu için anlaşılmıştır sonun çoktan gelip, geçip, varlığını yitirdiği. Şimdi; ötesidir sonranın, ki o vakittir ‘şimdi’.
Anlaşılmıştır, verilen çabalara üstün gelmiştir, verilmeyen çabalar. Feda edilebilir olmayan hiçlikler sıralanır, daha önce uğrunda sancaklarla dolaşılan sokaklarda.
Yeni yetme arzular kalmıştır, bütün sırları kovuğuna söylediğin çınarın dibinde.
Gelmemiş olsa dahi, bir milat gerektir, kevgirden düşenleri ayıklamak pahasına.
Koyar adını ve süreçte gelişenlerle, değişenlerle kendinden öteledikleriyle belirler sonu. Anladıklarından, haklı çıkarır kendini. Sondan sonrasıdır asıl mesele, kendini ötesinde var edebilme çabasıdır; ‘son’ diye kendinden farksız kalan değişimler. Sahiplendikleri ile reddettikleri arası süreç.
Sancılı, bulanıktır, çirkindir. O çirkinliğin ötesini görmeye gerekir, gerçek gözler.
Acındırır, yitiktir, oysa dokunulsa ejderha ateşi taşır nefesi. !
Sahte demeye cesaret edilemeyecek ipuçları serpilmiştir, anı denilen yaşam kırıntılarının içine. İpuçları görmezden gelinmelidir ki, detayların bilgisinden mahrum olanlar, sonranın sonrasında ötelenenlerden habersiz kalsın. Yenik bir ıslık mıdır çalınan? Yoksa çoktan ihtilale dönüşmüş, sakalların isyanı mıdır? Karar anıdır yaklaşan.
Birçoğu için anlaşılmıştır sonun çoktan gelip, geçip, varlığını yitirdiği. Şimdi; ötesidir sonranın, ki o vakittir ‘şimdi’.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
