Ne olduklarını sorgulamaya sıkıldığım durumlar var artık. Yüküyle uğraşılmaz durumlar. Bir fayda beklenirmişcesine kurgulanan hayatların dizisi sanki. Eninde sonunda bir fayda ortaya çıkacağı doğrudur hayatta, ama bu yaşamın spontaneliğinin getirisi ve doğallığı diye kabullenmek daha doğru geliyor. Kimilerinin bunu bir çizgiye (ki varlığı da onlarca belirlenen) oturtmaya çalışması şaşkınlık uyandırıyor içimde. Şaşmasan olmaz zaten.
Gelir geçer çarşamba sancısı demiştik, bir zaman evvel. Ne gariptir ki şu saatlerde de çarşambadan çalıyoruz harfleri.
Olup olmadığına, geçmişe dair izlerle yakalanırken, şimdinin ötesine bakamıyor olmak iç acıtıyor. Öteyi kurgulamak değil; tahayyülün bile imkansızlığı mevcutmuş gibi sanki.
Neyse..! Her ne ise ? Kısacası..
Cümlelerin sonlarında bile kendini gösteren zıtlıklar mevcut, bu yazıda da. Ya zaten, artık geliyor ya da, sanki.
O yüzden sanrı bunların hepsi, sanki.
8 Aralık 2010 Çarşamba
30 Ekim 2010 Cumartesi
Untitled-1
Zihnimden cam kırıklarıı damlıyor göğsüme
Aşkı sırda eritir
Ayna artığıdır
Yitik özlemlere tutkun
Adını koymadığım şehirler gelir sorgusuz
Sarı sokaklar gibidir
Gelir geçersin
Sesini bırakan sayfalardan
Aşkı sırda eritir
Ayna artığıdır
Yitik özlemlere tutkun
Adını koymadığım şehirler gelir sorgusuz
Sarı sokaklar gibidir
Gelir geçersin
Sesini bırakan sayfalardan
7 Ekim 2010 Perşembe
Saman İzi
Hayat güzel,
koynunda açan çiçekler gibi
gelişine baktığın bulutlar gibi
özgürlük
belki izi kalmıştır
sıcağını verdiğin avuçlarda
,
Islak zamanlar kalmıştır,
çocukların gözlerinde
iki ayrı daldadır
elini uzattığında karar vermişsindir
kim vardı avuçlarında
konuşmaz zaman
susmuşsa ıslıklar
karar verilmiştir
nefesten çıkana.
,
acıyı özleten cümleler geçer dudaklarımdan
tutundum devrine anlamın
gerçeğin astarına saklandı
ucu kırık kalemlerde
hasret
sakıncalı okumalar vaktidir
görmekten yoksun gözlere
sunulan defterler
,
kül ve kar
hasat vakti ayrılıklarda
yemeni eksik bir boyun sarılır koynuma
her gece
koynunda açan çiçekler gibi
gelişine baktığın bulutlar gibi
özgürlük
belki izi kalmıştır
sıcağını verdiğin avuçlarda
,
Islak zamanlar kalmıştır,
çocukların gözlerinde
iki ayrı daldadır
elini uzattığında karar vermişsindir
kim vardı avuçlarında
konuşmaz zaman
susmuşsa ıslıklar
karar verilmiştir
nefesten çıkana.
,
acıyı özleten cümleler geçer dudaklarımdan
tutundum devrine anlamın
gerçeğin astarına saklandı
ucu kırık kalemlerde
hasret
sakıncalı okumalar vaktidir
görmekten yoksun gözlere
sunulan defterler
,
kül ve kar
hasat vakti ayrılıklarda
yemeni eksik bir boyun sarılır koynuma
her gece
26 Eylül 2010 Pazar
Kağıt helva, Horoz şekeri ve Hatırlanamayanlar.
Dün aydın !
Nefesi tutulan şehirler var
şimdilerde.
Geçtiğine inanmayanlar da var,
bebek bakışlı kedilerin sokaklardan.
Büyüdü diyorlar.
Bozuluyor büyüsü.
Büyüdüm dedikçe gülen yüzleri baloncuların.
İnanmıyorlar.
Dün aydın dedim ya !
Bugün büyüksün,
ardından süzülen sesler kadar.
Nefesi tutulan şehirler var
şimdilerde.
Geçtiğine inanmayanlar da var,
bebek bakışlı kedilerin sokaklardan.
Büyüdü diyorlar.
Bozuluyor büyüsü.
Büyüdüm dedikçe gülen yüzleri baloncuların.
İnanmıyorlar.
Dün aydın dedim ya !
Bugün büyüksün,
ardından süzülen sesler kadar.
26 Ağustos 2010 Perşembe
Çarşamba Sancısı
Babam bir “Fil”di benim. Ellerini omzumda taşıdığım vakitlerde pekişirdi bu his. Unutmadığını bilirdim, dokunduğu omuzda desteğin eksilmeyeceğini.
Büyüyünce ben de fil olmak istedim, nasıl olunduğunu bilmeden, hatta olduğumun ne olduğundan habersiz. Büyümeyi öğütledi ve öğretti. Demek böyle olmalı diye içime sindirmeye çalıştım bu durumu.
Büyümek dedim. Kalın harfleri kullanarak başlıklarda.
Zekânın hislerden kendini sıyırabileceği gelmezken aklıma, düşünülebileceğini fark ettim hissedilenlerin ne olması gerektiğini. Nasıl olmaları gerektiğini sorgular olmuştum. Fark ettim ki hissettiklerimi düşünüyorum, hissedebilmekten öte.
Sadece yaşanılıp, anlatılamaz olanlarla yüzleşip, öteledim. Koynuna girdim kimilerinin. Ayrılamaz oldum.
Tadına aşina olduğum şekerlerin, tadına vardım yeniden. Dilim damağım yapış yapış. Oysa zaman akmış üzerinden, ıslatarak genzimi. Geçmiş. Şimdinin cesedini taşıyan, görevli vakitler topluluğu. Önünde durduğumu sandım bir vakit, onlarda yanımdan süzüldü, usulca. Ben çığlık atıyordum, çıt çıkarmadı onlar. Yas vardı; cesetler uyanmazdı ne de olsa. Tebessümler vardı aralarında. Onların yükleri hafifti sanki diğerlerinden, aynı şeyi taşımalarına rağmen. Görelidir dedim, o vakit yeniden. O da geçti der demez. !
Sıkıştığım ‘şimdi’lerden çıkma hevesi sardı her yanı.
Terlemiş heyecanla peşinden koşmuştum. Neden olduğunu, nereye olduğunu bilmeden peşinden. Karşıda belirdi, usulca sebebini bilircesine; gözleri mahcup, yaşamı suç ama sözleri duyması mükâfatçasına baktı ve dinledi, elini omzuma koyan fili. Kulaklarım ordaydı.
“Çarşamba sancısı bunlar. Gelir, geçer; sen dur demezsen.”
Gözlerimi açtığımda; büyüdüğümü söyledi soluğum. İnanmaya kandırdım kendimi.
Büyüyünce ben de fil olmak istedim, nasıl olunduğunu bilmeden, hatta olduğumun ne olduğundan habersiz. Büyümeyi öğütledi ve öğretti. Demek böyle olmalı diye içime sindirmeye çalıştım bu durumu.
Büyümek dedim. Kalın harfleri kullanarak başlıklarda.
Zekânın hislerden kendini sıyırabileceği gelmezken aklıma, düşünülebileceğini fark ettim hissedilenlerin ne olması gerektiğini. Nasıl olmaları gerektiğini sorgular olmuştum. Fark ettim ki hissettiklerimi düşünüyorum, hissedebilmekten öte.
Sadece yaşanılıp, anlatılamaz olanlarla yüzleşip, öteledim. Koynuna girdim kimilerinin. Ayrılamaz oldum.
Tadına aşina olduğum şekerlerin, tadına vardım yeniden. Dilim damağım yapış yapış. Oysa zaman akmış üzerinden, ıslatarak genzimi. Geçmiş. Şimdinin cesedini taşıyan, görevli vakitler topluluğu. Önünde durduğumu sandım bir vakit, onlarda yanımdan süzüldü, usulca. Ben çığlık atıyordum, çıt çıkarmadı onlar. Yas vardı; cesetler uyanmazdı ne de olsa. Tebessümler vardı aralarında. Onların yükleri hafifti sanki diğerlerinden, aynı şeyi taşımalarına rağmen. Görelidir dedim, o vakit yeniden. O da geçti der demez. !
Sıkıştığım ‘şimdi’lerden çıkma hevesi sardı her yanı.
Terlemiş heyecanla peşinden koşmuştum. Neden olduğunu, nereye olduğunu bilmeden peşinden. Karşıda belirdi, usulca sebebini bilircesine; gözleri mahcup, yaşamı suç ama sözleri duyması mükâfatçasına baktı ve dinledi, elini omzuma koyan fili. Kulaklarım ordaydı.
“Çarşamba sancısı bunlar. Gelir, geçer; sen dur demezsen.”
Gözlerimi açtığımda; büyüdüğümü söyledi soluğum. İnanmaya kandırdım kendimi.
Sakalsız Islıklar
Sonun yaklaştığını anlar insan. Bilir diyemem. Bilse! Kabullenip onunla mücadele etmeye ya da çaresiz sonu beklemeye koyulur. Ama öyle değildir, anlar geldiğini sonun. Elden ne gelirse, geldiği halde kalır. Savrulsun diye bakılır hevesini yitirmiş zamana. İzafiyet belirmiştir hatta göz ardı edilmiştir bile; çünkü anlaşılmıştır, gelinen sondan öncesi vakitler.
Anlaşılmıştır, verilen çabalara üstün gelmiştir, verilmeyen çabalar. Feda edilebilir olmayan hiçlikler sıralanır, daha önce uğrunda sancaklarla dolaşılan sokaklarda.
Yeni yetme arzular kalmıştır, bütün sırları kovuğuna söylediğin çınarın dibinde.
Gelmemiş olsa dahi, bir milat gerektir, kevgirden düşenleri ayıklamak pahasına.
Koyar adını ve süreçte gelişenlerle, değişenlerle kendinden öteledikleriyle belirler sonu. Anladıklarından, haklı çıkarır kendini. Sondan sonrasıdır asıl mesele, kendini ötesinde var edebilme çabasıdır; ‘son’ diye kendinden farksız kalan değişimler. Sahiplendikleri ile reddettikleri arası süreç.
Sancılı, bulanıktır, çirkindir. O çirkinliğin ötesini görmeye gerekir, gerçek gözler.
Acındırır, yitiktir, oysa dokunulsa ejderha ateşi taşır nefesi. !
Sahte demeye cesaret edilemeyecek ipuçları serpilmiştir, anı denilen yaşam kırıntılarının içine. İpuçları görmezden gelinmelidir ki, detayların bilgisinden mahrum olanlar, sonranın sonrasında ötelenenlerden habersiz kalsın. Yenik bir ıslık mıdır çalınan? Yoksa çoktan ihtilale dönüşmüş, sakalların isyanı mıdır? Karar anıdır yaklaşan.
Birçoğu için anlaşılmıştır sonun çoktan gelip, geçip, varlığını yitirdiği. Şimdi; ötesidir sonranın, ki o vakittir ‘şimdi’.
Anlaşılmıştır, verilen çabalara üstün gelmiştir, verilmeyen çabalar. Feda edilebilir olmayan hiçlikler sıralanır, daha önce uğrunda sancaklarla dolaşılan sokaklarda.
Yeni yetme arzular kalmıştır, bütün sırları kovuğuna söylediğin çınarın dibinde.
Gelmemiş olsa dahi, bir milat gerektir, kevgirden düşenleri ayıklamak pahasına.
Koyar adını ve süreçte gelişenlerle, değişenlerle kendinden öteledikleriyle belirler sonu. Anladıklarından, haklı çıkarır kendini. Sondan sonrasıdır asıl mesele, kendini ötesinde var edebilme çabasıdır; ‘son’ diye kendinden farksız kalan değişimler. Sahiplendikleri ile reddettikleri arası süreç.
Sancılı, bulanıktır, çirkindir. O çirkinliğin ötesini görmeye gerekir, gerçek gözler.
Acındırır, yitiktir, oysa dokunulsa ejderha ateşi taşır nefesi. !
Sahte demeye cesaret edilemeyecek ipuçları serpilmiştir, anı denilen yaşam kırıntılarının içine. İpuçları görmezden gelinmelidir ki, detayların bilgisinden mahrum olanlar, sonranın sonrasında ötelenenlerden habersiz kalsın. Yenik bir ıslık mıdır çalınan? Yoksa çoktan ihtilale dönüşmüş, sakalların isyanı mıdır? Karar anıdır yaklaşan.
Birçoğu için anlaşılmıştır sonun çoktan gelip, geçip, varlığını yitirdiği. Şimdi; ötesidir sonranın, ki o vakittir ‘şimdi’.
29 Temmuz 2010 Perşembe
Defter'den 9.12.2005
Delilemeler I
Bir yalancı mumun sönmesi gerektiği zaman, iki kişilik de bir tören. İpin üstünde çınlayan kulak ve heceli bir ismin son karesindeki sönen mumun güzelliğidir, doğrucu için ipin üstündeki üçüncü olmak.
Silahlarımızı kuşanıp yatsıyı bekleyelim.
İpe ilk çıkan en iyimiz olsun ve bilelim en kötümüzün kazanacağını. İpe çıkmak ne kadar doğru olur, yatsıda mumun söneceği doğruysa !?
İp üstünde ilk adım:
Gözlerim sesimi boğuyor, yutkunuyorum, sallanıyor ip.
Yalandır, ipin üstünde üç kişi olduğum, doğruysa eğer yatsının akşamdan sonra geldiği.
Gerçek önümden geçse; mum diye üflerim, ortalık aydınken.
Derin bir sessizlik ve nefesler tutulur, trampet sesleri birbirini takip. Mum esintide sallanıyor. Hızlıca çok hızlıca durmadan sağa sola gidiyor.
Hızlanıyor trampet. Yatsıya az kaldı. Kimse uyuya kalmasın yatsıdan önce. Titreyen birşeyler var mumun dışında.!
İp gevşiyor, geriliyor, gevşiyor, geriliyor.. Mumun titremesinde saklıyor inceldiği yeri, ip
İkinci ipin üstüne tırmandı birinciyi beklemeden. En iyimiz o imiş aramızda. Yatsı oluyor. İncelen yer mumun üstünde. Mum incelen yerin altında. Doğruyu gerçek itiraf edecek. Dayanamadı, en kötümüz ipin üstünde. Göğüs göğüse çarpışıyor, en kötümüz. Trampet çoktan susmuş. Gevşemiş ip. Üçüncü ipin üstünde ortada kaldı, ne olduğunu anlamadan. İp inceldi mumun üstünde. Trampet zaten susmuş. Gerilen gevşeyen ipin altında mum. Titriyor fitili, hızlıca çok hızlıca. Bağrışmalar başladı. Yatsıya az kaldı. Az, ne zaman içerir bilmiyor kimse, bağırıyorlar.
Göğüs göğüse değil en kötü, arasında üçüncü var en iyiyle.
Mum bıraktı titremeyi, bağırmadı kimse bir anda. İpten en kötü düştü önce.
Trampet başladı vurulmaya. Sonra iyi arkasından. Dayanamaz üçüncü peşlerinden.
Gerildi ip, gevşedi ip. İpin ince yeri mumun üstünde. Sade sessizlik trampeti dinledi. Oldukları yerde canbazlar.
Herkes ağlarken yalancı girdi içeri, yatsıyı beklemeden. Trampet susmuştu zaten.
Bağırmaya başladı, kimseyi görmeden; gözleri dolu yalancı:
-Benim mumum değil bu..!!
Titredi mum, söndü mum, yatsıyı beklemeden. Kaybetti üç canbaz, ip kopmadan doğruyu.
Gerçekti yalancının son doğrusu.
Yalan olan incelen ipti mumun üstünde; titrediği de mumun; trampetin sesinde bağıranlarda. Bağırmayanlarda vardı, üç canbaz. Yalan, sırayla kötünün kaybetmeden düştüğü, kazanan üçüncünün olduğu, yalandı kötü olmadığı gibi.
Yatsı çoktan olmuştu, geç kalan yalancıydı.
İnceldi ip koptu ip söndü mum. Bağırdı herkes. Sustu yalancı. Kötü çıktı önce, arkasından diğerleri.
Ertesi sabah heryer mum. Kendi yalanıyla uyandı herkes.
Bağırdılar.
Bir yalancı mumun sönmesi gerektiği zaman, iki kişilik de bir tören. İpin üstünde çınlayan kulak ve heceli bir ismin son karesindeki sönen mumun güzelliğidir, doğrucu için ipin üstündeki üçüncü olmak.
Silahlarımızı kuşanıp yatsıyı bekleyelim.
İpe ilk çıkan en iyimiz olsun ve bilelim en kötümüzün kazanacağını. İpe çıkmak ne kadar doğru olur, yatsıda mumun söneceği doğruysa !?
İp üstünde ilk adım:
Gözlerim sesimi boğuyor, yutkunuyorum, sallanıyor ip.
Yalandır, ipin üstünde üç kişi olduğum, doğruysa eğer yatsının akşamdan sonra geldiği.
Gerçek önümden geçse; mum diye üflerim, ortalık aydınken.
Derin bir sessizlik ve nefesler tutulur, trampet sesleri birbirini takip. Mum esintide sallanıyor. Hızlıca çok hızlıca durmadan sağa sola gidiyor.
Hızlanıyor trampet. Yatsıya az kaldı. Kimse uyuya kalmasın yatsıdan önce. Titreyen birşeyler var mumun dışında.!
İp gevşiyor, geriliyor, gevşiyor, geriliyor.. Mumun titremesinde saklıyor inceldiği yeri, ip
İkinci ipin üstüne tırmandı birinciyi beklemeden. En iyimiz o imiş aramızda. Yatsı oluyor. İncelen yer mumun üstünde. Mum incelen yerin altında. Doğruyu gerçek itiraf edecek. Dayanamadı, en kötümüz ipin üstünde. Göğüs göğüse çarpışıyor, en kötümüz. Trampet çoktan susmuş. Gevşemiş ip. Üçüncü ipin üstünde ortada kaldı, ne olduğunu anlamadan. İp inceldi mumun üstünde. Trampet zaten susmuş. Gerilen gevşeyen ipin altında mum. Titriyor fitili, hızlıca çok hızlıca. Bağrışmalar başladı. Yatsıya az kaldı. Az, ne zaman içerir bilmiyor kimse, bağırıyorlar.
Göğüs göğüse değil en kötü, arasında üçüncü var en iyiyle.
Mum bıraktı titremeyi, bağırmadı kimse bir anda. İpten en kötü düştü önce.
Trampet başladı vurulmaya. Sonra iyi arkasından. Dayanamaz üçüncü peşlerinden.
Gerildi ip, gevşedi ip. İpin ince yeri mumun üstünde. Sade sessizlik trampeti dinledi. Oldukları yerde canbazlar.
Herkes ağlarken yalancı girdi içeri, yatsıyı beklemeden. Trampet susmuştu zaten.
Bağırmaya başladı, kimseyi görmeden; gözleri dolu yalancı:
-Benim mumum değil bu..!!
Titredi mum, söndü mum, yatsıyı beklemeden. Kaybetti üç canbaz, ip kopmadan doğruyu.
Gerçekti yalancının son doğrusu.
Yalan olan incelen ipti mumun üstünde; titrediği de mumun; trampetin sesinde bağıranlarda. Bağırmayanlarda vardı, üç canbaz. Yalan, sırayla kötünün kaybetmeden düştüğü, kazanan üçüncünün olduğu, yalandı kötü olmadığı gibi.
Yatsı çoktan olmuştu, geç kalan yalancıydı.
İnceldi ip koptu ip söndü mum. Bağırdı herkes. Sustu yalancı. Kötü çıktı önce, arkasından diğerleri.
Ertesi sabah heryer mum. Kendi yalanıyla uyandı herkes.
Bağırdılar.
Kim'lik
Hangisini beğenirsin, ben olmadığını inandıran bir sen karşısında.
Olması gerekenlerin ipucunu taşır, kabullenmelerin peşi sıra yasalarda saklanan tutumlar. Ki hepsi 'KİM'ini kabullendiklerinle dikilir istasyonlarda. Yol, dağ bayır dolanır diyerek sevinilir, raydan dışa taşmazken. Geri dönülesi olursa; 'Ömür' denilsin diye.
Karşıgelir duraklarda, sırıtan selamsızlığıyla;
Kim-siz
Kim ise !?
Olması gerekenlerin ipucunu taşır, kabullenmelerin peşi sıra yasalarda saklanan tutumlar. Ki hepsi 'KİM'ini kabullendiklerinle dikilir istasyonlarda. Yol, dağ bayır dolanır diyerek sevinilir, raydan dışa taşmazken. Geri dönülesi olursa; 'Ömür' denilsin diye.
Karşıgelir duraklarda, sırıtan selamsızlığıyla;
Kim-siz
Kim ise !?
28 Temmuz 2010 Çarşamba
Ceset'ler
Konuşuyorlar. Susuyorlar. Ağlıyorlar.
Gün geçmiyor ki ömür denen safsatada yeni dörtlükler yazılmasın ağızlarında.
Gülüyorlar. Yatıyorlar. Kalkıyorlar.
Pırıl pırıl bir bardak dudaklarında, ab-ı hayat salyaları.
İçiyorlar. Kusuyorlar. Yutuyorlar.
Gıpta edilesi bir döşek, üstünde zıplayıp durdukları gövde.
Alıyorlar. Satıyorlar. Kaçıyorlar.
Doldurdukça dökülen etleri var, keten beze sarılı.
Görüyorlar. Duyuyorlar. Sanıyorlar.
Gelip gittikleri yoldan ayrı adımları.
Ölüyorlar.
Yaşıyorlar.
Gün geçmiyor ki ömür denen safsatada yeni dörtlükler yazılmasın ağızlarında.
Gülüyorlar. Yatıyorlar. Kalkıyorlar.
Pırıl pırıl bir bardak dudaklarında, ab-ı hayat salyaları.
İçiyorlar. Kusuyorlar. Yutuyorlar.
Gıpta edilesi bir döşek, üstünde zıplayıp durdukları gövde.
Alıyorlar. Satıyorlar. Kaçıyorlar.
Doldurdukça dökülen etleri var, keten beze sarılı.
Görüyorlar. Duyuyorlar. Sanıyorlar.
Gelip gittikleri yoldan ayrı adımları.
Ölüyorlar.
Yaşıyorlar.
30 Haziran 2010 Çarşamba
Yıkık
Acıtıyorlar, bile bile..
Ne büyük keyiftir kim bilir ?
Yüzüne bakmaya dahi tenezzül etmeden, kanatmak yarayı.
Sorgusuz sualsiz, selamsız sabahsız, bir o kadar da akşamsız.
Yalın yanlışlıklar yalnızca.!
Hepsi bu..! Ne de olsa geçmiş; şimdinin cesedini taşıyor sadece. Marifetlerimiz kamçılar yükünü taşımak için cesetlerin.
Birikince ömür deriz bir çırpıda, pişkinliğe verir ağlarız, o da olmadı..
Yıkarız suçu arda kalanlara, kendimizden.
Ne büyük keyiftir kim bilir ?
Yüzüne bakmaya dahi tenezzül etmeden, kanatmak yarayı.
Sorgusuz sualsiz, selamsız sabahsız, bir o kadar da akşamsız.
Yalın yanlışlıklar yalnızca.!
Hepsi bu..! Ne de olsa geçmiş; şimdinin cesedini taşıyor sadece. Marifetlerimiz kamçılar yükünü taşımak için cesetlerin.
Birikince ömür deriz bir çırpıda, pişkinliğe verir ağlarız, o da olmadı..
Yıkarız suçu arda kalanlara, kendimizden.
28 Haziran 2010 Pazartesi
Şems
Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar.
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar.
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli.
9 Haziran 2010 Çarşamba
Olur 'O' da olur !
'Kün' evvela Na'kün, Bi'kün lakin Ye'kün.!!
Kün fe yekün müdür ? Senden geri kalanlar.
Sırr'dan ard'a ne kalır ?
Kün fe yekün müdür ? Senden geri kalanlar.
Sırr'dan ard'a ne kalır ?
13 Mayıs 2010 Perşembe
Sokaksız şehirler gibi.!
Birbirine benzer şehirler ve sevgililer. Hepsi aynıdır, bir diğerinin. Her sokak bir öpücüğe benzer. Yürünüp geçilmiştir üstünden. Aynıdır. Bir sonraki sokak ve sonraki. Hesabı tutulurmuş gibi gelir insana; ama sonrasının beklentisi varsa öncesi anlamsızlaşır. Dudağı ıslak kalan bütün kaldırımlar farksızdır, üstünde adımlar sayılıyorsa.
Açlığın belirir, bakkal aynı bakkal; ekmek aynı karnı doyuracak çünkü.
Nefes alışverişin, ürperen tüyler, çarpıntı yapan kalp; aynıdır ama soluğun, soyunamadığın gövden, ritmini bozamadığın kalp aynıdır.
El ele tutuşmak gibi, başı ve sonu ayrılmazcasına yapışık.
Her ikisinden ayrılmak da, benzer birbirine. Sıkça geçtiğin sokaklar, durup dinlendiğin bank, bakışında dalıp gittiğin, sesinde susmayı öğrendiğin aynıdır; bir önceki ve bir sonrakinden.
Yakınlığını bildirir, giydiğin çarığa uygunluğuyla sokaklar, patika ya da kaldırımlar. Gülüşünde beliren anlam, var olanları sorgular sendeki. Gündüzü beliren şehirde, gökyüzü senindir; herkesin olduğu kadar. Pay edilir yaşam parçalanarak. Tek bir isim verilir, tek bir meydan anıtı. Sana benzerliğiyle kutsal sayılan.
Bir şehir diğeriyle aynıdır, sevgililer gibi. Ayrılık şehirden de, sevgiliden de olsa aynıdır; Kendin olmamış diğerinden ayrılmaktır sadece.
Açlığın belirir, bakkal aynı bakkal; ekmek aynı karnı doyuracak çünkü.
Nefes alışverişin, ürperen tüyler, çarpıntı yapan kalp; aynıdır ama soluğun, soyunamadığın gövden, ritmini bozamadığın kalp aynıdır.
El ele tutuşmak gibi, başı ve sonu ayrılmazcasına yapışık.
Her ikisinden ayrılmak da, benzer birbirine. Sıkça geçtiğin sokaklar, durup dinlendiğin bank, bakışında dalıp gittiğin, sesinde susmayı öğrendiğin aynıdır; bir önceki ve bir sonrakinden.
Yakınlığını bildirir, giydiğin çarığa uygunluğuyla sokaklar, patika ya da kaldırımlar. Gülüşünde beliren anlam, var olanları sorgular sendeki. Gündüzü beliren şehirde, gökyüzü senindir; herkesin olduğu kadar. Pay edilir yaşam parçalanarak. Tek bir isim verilir, tek bir meydan anıtı. Sana benzerliğiyle kutsal sayılan.
Bir şehir diğeriyle aynıdır, sevgililer gibi. Ayrılık şehirden de, sevgiliden de olsa aynıdır; Kendin olmamış diğerinden ayrılmaktır sadece.
***
*****
Alper’den:
Ağlamak ruhun su kaynatmasıdır.
*****
Emrah’tan:
Küfretmek ruhun yellenmesidir.
*****
Hararet yapan bir yokuşta, bütün insanlığın suratına yellenesim var.
*****
Rahmet = Yağmur. Rahmetlik = Yağmurluk. (Deliler tiy.)
*****
Yele kapılmış it osuruğu gibi savruluyor zaman.
*****
Alper’den:
Ağlamak ruhun su kaynatmasıdır.
*****
Emrah’tan:
Küfretmek ruhun yellenmesidir.
*****
Hararet yapan bir yokuşta, bütün insanlığın suratına yellenesim var.
*****
Rahmet = Yağmur. Rahmetlik = Yağmurluk. (Deliler tiy.)
*****
Yele kapılmış it osuruğu gibi savruluyor zaman.
*****
Laay lay lon
Kırık cümlelerle kurulmuş, kekeme bir şarkı var ağzımda. Sözleri gece mavisi, sabahı beklercesine hevesli. Melodisi; laa laa laay laaa lala laa laa gibi bir şey. Nakarat yok, baştan sona aynı her şey. Ucu kırık cümlenin ilk hecesi, ikincisini eskitir, kekemenin ağzında. Laa laa laay laaa lala laa laa laaaaaaaaaayyy la la lay .
Tuzlu Su
Bir insanla bir şeyler paylaştım diyebilmek için ‘bir çuval tuz yalamak’ gerekirmiş. Öyle diyor eskiler. Sonrasında da bu paylaşımın değerini toplamak gibidir, susamışlık. İşte tamda o noktada, birisiyle doyasıya su içebilmek için çok tuz yalamışlık gerekir ki; diğer türlüsü suyu kirletir.
Sırf subaşındaki adama yanaşandan hayır gelmez, tuzun tadından habersizse.
Irmak olsa da çağlayan dereler de olsa su kirlenir o vakit. Zordayken gitmesi kolaydır.
Kalanların nesi var nesi yoksa ortadadır. Zorda kalan ve yan yana kalanlar anlatır kanarak su içmenin keyfini. O zaman anlaşılabilecek bir dert vardır ortada. Su akar yatağını bulur.
Sırf subaşındaki adama yanaşandan hayır gelmez, tuzun tadından habersizse.
Irmak olsa da çağlayan dereler de olsa su kirlenir o vakit. Zordayken gitmesi kolaydır.
Kalanların nesi var nesi yoksa ortadadır. Zorda kalan ve yan yana kalanlar anlatır kanarak su içmenin keyfini. O zaman anlaşılabilecek bir dert vardır ortada. Su akar yatağını bulur.
Kanatsız Uçanlar
Kelebekleri çağırdım. Kanatlarını bırakıp bedenden ötesini sundular. Tuttuğum dilekler vardı kanatlarında, havada kaldı bütün sitemler.
Kanatlarımı bırakıp kelebekleri çağırdım. Işığına sığındığım kucaklar öksüz koydu çırpınışları. Hep beraber ağladık.
Nasıl giderim sen buradayken. Ki gitmekten çok uzak bir eylem, yanında değilsem. Şimdi mekânsızlığım, her yer ya da hiçbir yer.
Gittim, ağlayarak.
Kanatlarımı bırakıp kelebekleri çağırdım. Işığına sığındığım kucaklar öksüz koydu çırpınışları. Hep beraber ağladık.
Nasıl giderim sen buradayken. Ki gitmekten çok uzak bir eylem, yanında değilsem. Şimdi mekânsızlığım, her yer ya da hiçbir yer.
Gittim, ağlayarak.
Sigaranın Söyledikleri
Sınırsız soluk taşıyan bir ölümlünün, ne kadar nefes alacağından habersiz ateşe verişiyle başlar.
Masum olan bendim oysa. Acısını benden çıkartırcasına küle çevirdi. Selamlaşmadan saydı bütün dertlerini ilk nefeste. Ama biliyorum bir başkası yine aynı davranırdı. Kaderimi kabullenişimden, bana yüklerler renksiz soluklarına katamadıkları anlamları. Kefenimde bile isim ararlar sonra, ölüme bile değer vermek için. Haklı çıkarırlar, terk etmek için bulamadıkları sebepleri.
Emri verdikleri an başlar, onların keyifle bitişini izledikleri bir ömür. Son nefeste yine aynı şeyi düşünecekler, farkında bile olmadan. “Bunda da olmadı! Belki diğerinde.” Küllerim arasında bırakıp bir diğerine el atacaklar. Yakacaklar. Bir ötekini.
Kızgınlığım ondandır. ! Aradıklarını ilk nefeste verecekmiş gibi yapıp bütün bir ölümün nasıl yalanlarla kaplı olduğunu gösterişim ondandır.
Yalan olmaktansa, verirdim istediklerini; bende olsa. Ama ilk nefeste, kendilerinde olan soluğun hesabını benden isterler. Cevabı olmayan, dipsiz soruyla yüz yüze bırakırlar, yakıp harcadıkları bir ömrün bile sorgusunu yapmadan. “Ne de olsa kaderi bu.!”.
Biz mi istedik, sorgusundan kaçtığınız nefeslerde ölmeyi. Hayır. Siz istediniz sorgusundan kaçtığınız her şeyde bir soluk daha alabilmeyi.
Bunları söyleyebilsem kulaklarının dibinde bağırarak; oluşur mu acaba son nefesi aldıkları zaman suratlarındaki ifade.
Ne ben söyleyebilirim bağırarak, ne de onlar anlar bunu. Kızgınlığımızı söylediğimizde ondandır, hep susturulduk, kâğıttan kefenlerimize sarılarak.
Yalanımızda bu yüzden son nefese kadar değersiz, son nefeste de diğerimiz yanmaya hazır. Nefesleri kesilinceye ya da kendilerini saklayabilecekleri, bizden daha iyi yalancılar buluncaya dek. Sönüp gidecek.
Masum olan bendim oysa. Acısını benden çıkartırcasına küle çevirdi. Selamlaşmadan saydı bütün dertlerini ilk nefeste. Ama biliyorum bir başkası yine aynı davranırdı. Kaderimi kabullenişimden, bana yüklerler renksiz soluklarına katamadıkları anlamları. Kefenimde bile isim ararlar sonra, ölüme bile değer vermek için. Haklı çıkarırlar, terk etmek için bulamadıkları sebepleri.
Emri verdikleri an başlar, onların keyifle bitişini izledikleri bir ömür. Son nefeste yine aynı şeyi düşünecekler, farkında bile olmadan. “Bunda da olmadı! Belki diğerinde.” Küllerim arasında bırakıp bir diğerine el atacaklar. Yakacaklar. Bir ötekini.
Kızgınlığım ondandır. ! Aradıklarını ilk nefeste verecekmiş gibi yapıp bütün bir ölümün nasıl yalanlarla kaplı olduğunu gösterişim ondandır.
Yalan olmaktansa, verirdim istediklerini; bende olsa. Ama ilk nefeste, kendilerinde olan soluğun hesabını benden isterler. Cevabı olmayan, dipsiz soruyla yüz yüze bırakırlar, yakıp harcadıkları bir ömrün bile sorgusunu yapmadan. “Ne de olsa kaderi bu.!”.
Biz mi istedik, sorgusundan kaçtığınız nefeslerde ölmeyi. Hayır. Siz istediniz sorgusundan kaçtığınız her şeyde bir soluk daha alabilmeyi.
Bunları söyleyebilsem kulaklarının dibinde bağırarak; oluşur mu acaba son nefesi aldıkları zaman suratlarındaki ifade.
Ne ben söyleyebilirim bağırarak, ne de onlar anlar bunu. Kızgınlığımızı söylediğimizde ondandır, hep susturulduk, kâğıttan kefenlerimize sarılarak.
Yalanımızda bu yüzden son nefese kadar değersiz, son nefeste de diğerimiz yanmaya hazır. Nefesleri kesilinceye ya da kendilerini saklayabilecekleri, bizden daha iyi yalancılar buluncaya dek. Sönüp gidecek.
7 Mayıs 2010 Cuma
Lojistik
Hakikat hiçtir.
Gerçekse varolan.
Gerçeğin yanılsamasıyla hakikati yorumlar insan. Ki o da hiçtir.
Varoluşan 'şey' hakikatin gerçekteki hem sonucu hem de sebebidir.
Gerçekse varolan.
Gerçeğin yanılsamasıyla hakikati yorumlar insan. Ki o da hiçtir.
Varoluşan 'şey' hakikatin gerçekteki hem sonucu hem de sebebidir.
14 Nisan 2010 Çarşamba
13 Nisan 2010 Salı
Tilki
12 Nisan 2010 Pazartesi
Sinestezi
Bugün gökyüzü çok 25, sigaradan aldığım her nefes kırmızı ve tiz sesler taşıyor.
Şimdi türk kahvesi içiyorum, hüzünlü bir tavuk gıdaklaması gibi hüpleterek. Yanında kuzenin yapıp gurbettekilere yolladığı elmalı pasta..
Sessiz bir maviyim bugün. hamsili pilav tadında.
Tebessümün gözleri cuma bakışlarında, haftasonuna yakın, kapanıp açılmak üzere.
Şimdi sonladım bu yazıyı.. artık tüm anlamlar pazartesi.
Şimdi türk kahvesi içiyorum, hüzünlü bir tavuk gıdaklaması gibi hüpleterek. Yanında kuzenin yapıp gurbettekilere yolladığı elmalı pasta..
Sessiz bir maviyim bugün. hamsili pilav tadında.
Tebessümün gözleri cuma bakışlarında, haftasonuna yakın, kapanıp açılmak üzere.
Şimdi sonladım bu yazıyı.. artık tüm anlamlar pazartesi.
9 Nisan 2010 Cuma
Kafamı açıyo lan bu !!??
Evet tanıdık gelen bir yanı var; kaçınılmaz kabul gerektiren. İnkar edilemez benzerliklerden bahsedilmese bile tepkilerin ne olabileceğini kestirebiliyorsun. Hatta itiraz etme hakkı bile veriyor sana. her gece sabahlayacağın yastıkta gözü var biliyorsun ama razı olmaktan başka çıkış yolu yok. 'Kim'liğini sorgulatıyor, izin veriyor. Sahip olduğu yetkilerle. Buyruklarda bulunuyar; eşit olma şansı verdiğine, sevdiğine, sınırsız güvendiğine dair. Yalanlığını dahi yüzüne vursan, hakikatten cevap veriyor.
......
Alışamadığım, yer yer tanıyamadığım yüzler. Şahsına ve yaşamsal öğretilerin kabullenilmişliğinden dolayı, insan oluşunu kabullendiğin yaratıklar. DÜnyadayız hala.. Yaşıyoruz, hayattayız kaygısı değil. Ne olduğunu sorgularken tutuklu kaldığın durumlar bunlar.
-Bu ne ?
-Domates.
-Ya bu !?
-Özlem !
-Peki ya bu !?
-Ateş.
-Neden sıcak ?
-Iıımm !? hımm!
-Tamam. Sıktı sanırım sorular. (Yumaşatayım biraz..!).....Son soru .! Bu ne ? (cevabı, 'İnsan' olan sorunun, yekten cevabının verilebilmesinin saçmalığından çok, bu sorunun saçmalığının ağır basması gibi bir sessizlik...)
-(Yanında hiç tanımadığı kişiden medet umarcasına; dönüp ona danışır.) Kafa mı açıyo lan bu ..!!
-........... (Evet. Belirsizliğin sınırını belirtir bu tavır. 'Kafa açmak!' ulvi bir tanım taşımaya başlar. Sorgulamaların sıkmaktan öte sorulmaması gerektiği kabulünün yapıldığı yerdir orası artık.)
Susmak eylemi ince çağrışımlar yapar.
......
Alışamadığım, yer yer tanıyamadığım yüzler. Şahsına ve yaşamsal öğretilerin kabullenilmişliğinden dolayı, insan oluşunu kabullendiğin yaratıklar. DÜnyadayız hala.. Yaşıyoruz, hayattayız kaygısı değil. Ne olduğunu sorgularken tutuklu kaldığın durumlar bunlar.
-Bu ne ?
-Domates.
-Ya bu !?
-Özlem !
-Peki ya bu !?
-Ateş.
-Neden sıcak ?
-Iıımm !? hımm!
-Tamam. Sıktı sanırım sorular. (Yumaşatayım biraz..!).....Son soru .! Bu ne ? (cevabı, 'İnsan' olan sorunun, yekten cevabının verilebilmesinin saçmalığından çok, bu sorunun saçmalığının ağır basması gibi bir sessizlik...)
-(Yanında hiç tanımadığı kişiden medet umarcasına; dönüp ona danışır.) Kafa mı açıyo lan bu ..!!
-........... (Evet. Belirsizliğin sınırını belirtir bu tavır. 'Kafa açmak!' ulvi bir tanım taşımaya başlar. Sorgulamaların sıkmaktan öte sorulmaması gerektiği kabulünün yapıldığı yerdir orası artık.)
Susmak eylemi ince çağrışımlar yapar.
7 Nisan 2010 Çarşamba
"Nar"
Dokunmaya dahi kıyamayıp tane tane kalsın dileğidir. Her biri yumak yumak yanındakine yaslı kalarak. Şekil versin omzundan sakındığı diğerine. Kırılsın, saçılsın, kavrulsun. Vazgeçilebilir olanlarla görülsün ömür denen safsata. Sonrasında kabuk kalır, avucunda suyunu içerken. Kıvılcımdan sakınmayan gözler kalır başında acısına dil değirerek. Sonrasızlığın başı bellidir nede olsa.!
Dokunup sarmak var dört bir yanını çığlık çığlığa. Sızısız teslimiyet belirtisi belkide. Tohumunda bekleyiş kokan acıyı, paylaşma arzusu aslında. Tanesine kıyıp elinde yaktığın.
Sorgusuz cehalet pınarının anahtarları saklıdır; cennete eşdeğer cehennem sevdası birazda.!
Dokunup sarmak var dört bir yanını çığlık çığlığa. Sızısız teslimiyet belirtisi belkide. Tohumunda bekleyiş kokan acıyı, paylaşma arzusu aslında. Tanesine kıyıp elinde yaktığın.
Sorgusuz cehalet pınarının anahtarları saklıdır; cennete eşdeğer cehennem sevdası birazda.!
"Köz"
Ne tutamdır ne serpinti. Kıvamında kalmaya çırpınırsın, yozlaşan yanlarına kayıtsız kalamazsın. Devran değişecek, karanlıkta bekleyeceğin ışık da yoktur. Bilirsin. Derdin bilmekten geçmiştir oysa. Bilinesi hallerin bile sorgusundasındır. Başkalaşacak bir gelecek sanırsın kendinde olup biteni. Halbu ki yitişin habercisidir formuna seni ayrı düşürecek olan. "'O' nedir ?" Ne midir !? Yiyip bitirecek, cevaba hasret kaldıkca.
Ayrıksın şimdi ne serpilirsin; ne tutam kalır avucunda. Akacak ya da yakacak dermanın kalmaz, kendinden başka. Üflenmeyi bekler, acizliğinde saklanacak varoluşun.
Ayrıksın şimdi ne serpilirsin; ne tutam kalır avucunda. Akacak ya da yakacak dermanın kalmaz, kendinden başka. Üflenmeyi bekler, acizliğinde saklanacak varoluşun.
"Kül"
Öylesi bir suskunluk işte..!
Peşi sıra gidilmeyen bütün sitemleri önüne seriyor insanlar. Duymadıklarını da gözlerinden okursun, içindeki çığlığı. Ama hiçbirinde gözgeze gelecek cesaret olmadığı hissi ağır gelir. Can tesliminden esirgemezken kendini. Kesilen ahkamların kanıdır belkide duvarlara sıçrayan. Gözündeki çapağın silinmesi değildir mahmurluğuyla yataktan kalkarken insanın. Git dedikleri kadar 'gitmek' fiilinin taşıdığı eylemden habersizdirler biraz da. İşte tam orada.!!
Susarsın.
içinde besleyecek ses kalmamıştır artık. Karşındaki sana karşın, seslenmesini bekler duymaya şartladıklarını. Susarsın. Hüzün olur. Daha da susarsın. Oyun olur. Sade susarsın. Yalan olur, ses verdikçe beslenen umutlar.
Bir dahaki sefere yeğlersin kendini. Susarken gidebilmek için.
Peşi sıra gidilmeyen bütün sitemleri önüne seriyor insanlar. Duymadıklarını da gözlerinden okursun, içindeki çığlığı. Ama hiçbirinde gözgeze gelecek cesaret olmadığı hissi ağır gelir. Can tesliminden esirgemezken kendini. Kesilen ahkamların kanıdır belkide duvarlara sıçrayan. Gözündeki çapağın silinmesi değildir mahmurluğuyla yataktan kalkarken insanın. Git dedikleri kadar 'gitmek' fiilinin taşıdığı eylemden habersizdirler biraz da. İşte tam orada.!!
Susarsın.
içinde besleyecek ses kalmamıştır artık. Karşındaki sana karşın, seslenmesini bekler duymaya şartladıklarını. Susarsın. Hüzün olur. Daha da susarsın. Oyun olur. Sade susarsın. Yalan olur, ses verdikçe beslenen umutlar.
Bir dahaki sefere yeğlersin kendini. Susarken gidebilmek için.
Esenlik Bildirisi
Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir
Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir
Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir
Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
1973 İsmet Özel
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir
Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir
Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir
Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir
Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.
1973 İsmet Özel
6 Nisan 2010 Salı
O yolda otostop olmaz.!!
"Otobanlar patikaya dönüşünceye değin yazmalı şimdi.!"
düşünce şeklini otoyol'a benzetmişliğimiz olmuştu bir ara. Bilmeyenler için tekrar; düşünce otoyoldan geçen araçlar gibi, konuşmaya başlayınca herbirini gişelerden hızalıca, kontrollüce geçiştirmeli; iş hele bir de yazmaya gelince.. puf. Bütün gişeler ortadan uçuyor. tek bir gişe kalıyor geriye.
otobanda ki kuyruğu da hesap edin artık. yol sakin, sessiz, kimse yok felan filan yalan onlar. düşünüyosun kardeşim işte o kadar ıssızlaştırabilmek derdimiz zaten bu ortamda ama olmuyor işte. bak yine arkadakiler kornalara basıyor..! bok var sanki bekle iki dakka dümbük.
ah ah birde bu dönemde o gişeyi tasvir etmemek haksızlık olur.(kime haksızlık olursa ya da sizce olmazsa cevabı da siz kendi otobanınızda arayın bi zahmet)
koskoca yolun orta yerinde. arkadaş üsturuplu yerleştirecek yerel yönetimde mevcut değil anlaşılan. derme çatma demek yalan olur.. pezevenkler tıkanıklığı bile bile geçiş hızını hesaba katmadan motel gibi yer inşa etmişler. o da yetmez içine bari ninem yerleşseydi (yavaş çalışmasına gönderme)...
hah bize geldi sıra geçebilecez sonunda derken. o da nesi içerde arılar gibi insanların çalışması hayaliyle yaklaştığımız gişede kimse yok . kimse yok mu nasıl yani yaaw..
zaten öyle bir yol ve gişe de yok. bu sadece yazının anlam değerindeki iletisinin okurda oluşturduğu tepkime. artık var diyorsanız, bilemem. sizinde öyle bir otobanınız mevcut anlaşılan ki, biraz önce, kime haksızlık olacağını düşündüğünüz yerde dolaşırken görenler olmuş. o yolda otostop olmaz.
neyse o yol bir gün patika dağ yollarına, sahil kıyısına, ıssız çöllere dönüşebilir.
Not: kutup ayısına dikkat.!
düşünce şeklini otoyol'a benzetmişliğimiz olmuştu bir ara. Bilmeyenler için tekrar; düşünce otoyoldan geçen araçlar gibi, konuşmaya başlayınca herbirini gişelerden hızalıca, kontrollüce geçiştirmeli; iş hele bir de yazmaya gelince.. puf. Bütün gişeler ortadan uçuyor. tek bir gişe kalıyor geriye.
otobanda ki kuyruğu da hesap edin artık. yol sakin, sessiz, kimse yok felan filan yalan onlar. düşünüyosun kardeşim işte o kadar ıssızlaştırabilmek derdimiz zaten bu ortamda ama olmuyor işte. bak yine arkadakiler kornalara basıyor..! bok var sanki bekle iki dakka dümbük.
ah ah birde bu dönemde o gişeyi tasvir etmemek haksızlık olur.(kime haksızlık olursa ya da sizce olmazsa cevabı da siz kendi otobanınızda arayın bi zahmet)
koskoca yolun orta yerinde. arkadaş üsturuplu yerleştirecek yerel yönetimde mevcut değil anlaşılan. derme çatma demek yalan olur.. pezevenkler tıkanıklığı bile bile geçiş hızını hesaba katmadan motel gibi yer inşa etmişler. o da yetmez içine bari ninem yerleşseydi (yavaş çalışmasına gönderme)...
hah bize geldi sıra geçebilecez sonunda derken. o da nesi içerde arılar gibi insanların çalışması hayaliyle yaklaştığımız gişede kimse yok . kimse yok mu nasıl yani yaaw..
zaten öyle bir yol ve gişe de yok. bu sadece yazının anlam değerindeki iletisinin okurda oluşturduğu tepkime. artık var diyorsanız, bilemem. sizinde öyle bir otobanınız mevcut anlaşılan ki, biraz önce, kime haksızlık olacağını düşündüğünüz yerde dolaşırken görenler olmuş. o yolda otostop olmaz.
neyse o yol bir gün patika dağ yollarına, sahil kıyısına, ıssız çöllere dönüşebilir.
Not: kutup ayısına dikkat.!
Ve bazı seçme adresler
kayıp adresler,
mülki adresler,
sığınak adresler,
yalan adresler,
imarsız adresler,
konar göçer adresler,
v.s. adresler..;
mülki adresler,
sığınak adresler,
yalan adresler,
imarsız adresler,
konar göçer adresler,
v.s. adresler..;
Yaşanmışlıkdan; bazı seçme profiller
kayıp adrestekiler,
adres işgal edenler,
adres işgal etmeye uğraşanlar,
bulunduğu yerin adresini danışanlar,
danıştığı adrese gitmeyenler,
gideceği adresi zaten işgal edenler,
adressiz işgalciler,
adresi kayıplar,
adresi gizliler,
adres edinmeyi bir bok sananlar,
adres çalanlar,
bir adrese sığınanlar,
adres işgal edenler,
adres işgal etmeye uğraşanlar,
bulunduğu yerin adresini danışanlar,
danıştığı adrese gitmeyenler,
gideceği adresi zaten işgal edenler,
adressiz işgalciler,
adresi kayıplar,
adresi gizliler,
adres edinmeyi bir bok sananlar,
adres çalanlar,
bir adrese sığınanlar,
3 Nisan 2010 Cumartesi
27.12.09
Bir gün tut ki gelirim. Yokluğunu satarak, yalnızlığa. Geri dönüp, ömür boyu sarılacak değiliz; geçmiş denilen eylemlere.
Yaa sabır!
Gökyüzü sınavdır
yüzündür
Gökyüzü
saçını okşarken.
Yıllar sonrası kadar uzakken
geçmişim,
kabullerle başlar ayrılık
o anda !
Kapalı kutu içindeki
kapılardan geçen sessizlik
çağırır
o anda !
sırtı dönük bir cesede sarılı kalır
vaat edilmiş yalnızlığın
şimdi
dem bu demdir, dem bu dem !
geri dönüş yok dediğinde bitmemiştir.
Yaa sabır!
Gökyüzü sınavdır
yüzündür
Gökyüzü
saçını okşarken.
Yıllar sonrası kadar uzakken
geçmişim,
kabullerle başlar ayrılık
o anda !
Kapalı kutu içindeki
kapılardan geçen sessizlik
çağırır
o anda !
sırtı dönük bir cesede sarılı kalır
vaat edilmiş yalnızlığın
şimdi
dem bu demdir, dem bu dem !
geri dönüş yok dediğinde bitmemiştir.
Gün Aydı..
gün aydınlığını gördüm
ay yüzünü serince. sustuğum geceler
peşinde artık
gün gelirse sensizliğin
beni terk et gittiğin yerde
kendinden ayrıysam eğer.
Orda buluşuruz.
ay yüzünü serince. sustuğum geceler
peşinde artık
gün gelirse sensizliğin
beni terk et gittiğin yerde
kendinden ayrıysam eğer.
Orda buluşuruz.
Gece Yarı'sı(r)
Aynada yansıyanın “ben” olmadığımı fark etsem kime kızabilirim. Sözlerimin, ardı gelmeyeceğinden habersiz olmalı, bütün yaşam. Sırtındayız salyangozun. Özüne inmek gereksiz kalır aslında. Hükümsüzdür; ama bütün hükümler, bunun kabulleniş yöntemlerini kullanarak hayat buluyor.
Aynaya ‘hükümsüzsün’ desem kim ders alır bu cezadan. “mükâfat” mantığında faydalar beklenebilirken ilişkilerden. Çözümlenilmesi gereken süreç-sonuç ilişkisi nasıl çözümlenebilir. Ayrı kalmak mümkün müdür? O andan sonra.
Tümcesiz kalan, tek harflik bir intihar olur, sonrasındaki tüm görüntüler.
Aynaya ‘hükümsüzsün’ desem kim ders alır bu cezadan. “mükâfat” mantığında faydalar beklenebilirken ilişkilerden. Çözümlenilmesi gereken süreç-sonuç ilişkisi nasıl çözümlenebilir. Ayrı kalmak mümkün müdür? O andan sonra.
Tümcesiz kalan, tek harflik bir intihar olur, sonrasındaki tüm görüntüler.
Nar'ın taşı lal'dir
İçimde kaç lal var diyemem
hangi biri sensin söylemem.
Gelsen desem!
Gelmezsin.
Anlam desem!
Yüklemsin.
nerde var saydıysak eğer ordasın !!
hakikati serdiysek eğer !!
Nerdesin?
O halde sen kimsin?
Kırıldı içimde,
sus dediler.
Sesi çıktı,
küs dediler.
Can sandım,
dert dediler.
taşıyasım var!
ne deyim!
hangi biri sensin söylemem.
Gelsen desem!
Gelmezsin.
Anlam desem!
Yüklemsin.
nerde var saydıysak eğer ordasın !!
hakikati serdiysek eğer !!
Nerdesin?
O halde sen kimsin?
Kırıldı içimde,
sus dediler.
Sesi çıktı,
küs dediler.
Can sandım,
dert dediler.
taşıyasım var!
ne deyim!
"Rağmen"
Saymışken, kocamışlığını yaşamın, direncine tutulacak her çapak yük olur insan hayatına. Vakit arzusuyla izafi kalanların, zıtlığını kabullenmek zorunda oldukların ve umut edilebilecek zaman-mekân uygunluğunun bütününden sıyrılabilmek için, “rağmen”.
Geçmişin kabul edilebilirliği, başka bir gelecek için tutarlı bir geçmiş oluşturma arzusundan öteye geçemiyorsa; durumunu niteleyebileceğin ancak kabullenmektense diğerini yeğ tuttuğunun arzusundan öteye geçemiyorsa; denk gelip o anda bütün yüklemlerin yapılmasının çabasına düşülüyorsa; sıyrılıp, ötesinde kalanların ne derece ötekileşmesi gerektiğini anlatmaya çalışmak, kızgın matemleri oluşturur.
Kızgınlıklar, anlaşılması pahasına değer biçilen ama anlaşıldığı sürece yitikleşen durumların kendine özgü kalmasına inanmak oluyor.
Orada durup, seyre dalmak! “Güzel” o’dur kimilerine.
Bir kıymette biriken, yüklemlerin tamamında buluşan değerlerin kendisinden bile sıyrılma çabası “rağmen”. Bunlar bir “şey” ise; her şeye rağmen.
Sökülecek bütünlerin, paydasının oluşmasını görmezden gelmek olur, diğer türlüsü.
Hayatın kendisine tutunmak için; Yaşamın kendisine rağmen! !
Sade “rağmen”.
Geçmişin kabul edilebilirliği, başka bir gelecek için tutarlı bir geçmiş oluşturma arzusundan öteye geçemiyorsa; durumunu niteleyebileceğin ancak kabullenmektense diğerini yeğ tuttuğunun arzusundan öteye geçemiyorsa; denk gelip o anda bütün yüklemlerin yapılmasının çabasına düşülüyorsa; sıyrılıp, ötesinde kalanların ne derece ötekileşmesi gerektiğini anlatmaya çalışmak, kızgın matemleri oluşturur.
Kızgınlıklar, anlaşılması pahasına değer biçilen ama anlaşıldığı sürece yitikleşen durumların kendine özgü kalmasına inanmak oluyor.
Orada durup, seyre dalmak! “Güzel” o’dur kimilerine.
Bir kıymette biriken, yüklemlerin tamamında buluşan değerlerin kendisinden bile sıyrılma çabası “rağmen”. Bunlar bir “şey” ise; her şeye rağmen.
Sökülecek bütünlerin, paydasının oluşmasını görmezden gelmek olur, diğer türlüsü.
Hayatın kendisine tutunmak için; Yaşamın kendisine rağmen! !
Sade “rağmen”.
"Bazen"
Bazen yaşanılmışlık denen şakanın, zaman-mekân eşleşmesini yapmaya çalışmak, gıdıklıyor insanı. Gülebilmenin değerinin farkına varmak. Sıkıntıların ne olabileceğinin ve daha nicelerinin nelere gebe olduğunu düşünmek; onları yaşamak diri tutmak arzusundan başka bir şey değil kısacası. İşte tam o nokta da “bazen”. İnsan sıyrılabilecek kadar güçlü olma hayali kurmalı, gözleri kapalıyken.
Vakti gelmiş olan özlemlerin derecesi var mıdır? Sorusuna cevap aramak, kime göre ya da neye göre. . Gibi devamında can sıkacak belirsizlikleri doğuruyor.
Artık bunlara cevap aramaktansa oluşan heveslerin sonucunda ne taşıdığına bakmak gerek. Oysa yüklediğimiz bütün değerlerin bir çırpıda savrulup sıyrılabilinir ilişki kılıfları olmadığını kendimize doğduğumuz gün kanıtlamışızdır. Yine de insanoğlu onları yaşatıp, arada sırada kontrolün kendinde olduğunu, yaşamına ispatlayabilmek için kullanabilecek zekâda. Bazen bütün bunlardan sıyrılarak yaşamanın arzusu, şaka gibi geliyor insana. Sahne bu kadar kocamışken; paylaşılanların dramını, diri tutmak ya da unutmak, verilmek istenen mesaja kalıp, oluşanı paylaşmakla devam ediyor. !
Anlaşılanlar, bütün bedenlerin taşıdığı sıcaklık kadar, ısıtır bütün evreni.
Vakti gelmiş olan özlemlerin derecesi var mıdır? Sorusuna cevap aramak, kime göre ya da neye göre. . Gibi devamında can sıkacak belirsizlikleri doğuruyor.
Artık bunlara cevap aramaktansa oluşan heveslerin sonucunda ne taşıdığına bakmak gerek. Oysa yüklediğimiz bütün değerlerin bir çırpıda savrulup sıyrılabilinir ilişki kılıfları olmadığını kendimize doğduğumuz gün kanıtlamışızdır. Yine de insanoğlu onları yaşatıp, arada sırada kontrolün kendinde olduğunu, yaşamına ispatlayabilmek için kullanabilecek zekâda. Bazen bütün bunlardan sıyrılarak yaşamanın arzusu, şaka gibi geliyor insana. Sahne bu kadar kocamışken; paylaşılanların dramını, diri tutmak ya da unutmak, verilmek istenen mesaja kalıp, oluşanı paylaşmakla devam ediyor. !
Anlaşılanlar, bütün bedenlerin taşıdığı sıcaklık kadar, ısıtır bütün evreni.
"OYSA"
“Oysa varlığını kanıtladığım bütün eylemler yokluk adına.
Şimdi, kırılanların toparlanması kadar densiz sayılabilecek mahrumiyetler yoksunluğu ve kırılan toparlanmışlıklarımın adını koymadığım varlıklarıyla sınırlıdır verilen değerler.”
Üste vazife sayılan kişisel tercihlerin sorgusunu kimse yapamazcasına yaşıyor insan. Sorgusuz kalacak infazların sehpası hazırdır, yüreklerde sanılan, insanın konfor dolu hayalleri.
Suç, adresini bulabileceği eylemlerin patlak noktasındadır. Sahiplenilmeyi beklediği an teslimiyetin çığırtkanlığı yapılıyor demektir. Sinsi bir çıngırağın ıslıkla süslenmiş çocuklukta saklı olduğunu kabullenmek gerek, elden silah düşünce. Kalkanı hiç tutmamak marifet diye gizlenen çocukluk öğretileri kalır, kan sızısını savaşmadan yaşayınca.
Gözde büyütülen anlamların bütünüdür. Söküp dikilen sözlerden geçen anlamsızlıkların sıkıntısı yaşar, sığdığı her delikte.
Söylemek istediklerimle, aynı yerde durmasına çaba harcadığımı fark ettiğim gizlerin, adresi geliyor aklıma bazen!
Orda söylediklerim kalıyor, ağırlığıyla yaşamın.
O adresi hatırlıyorum bazen!
“Oysa” formun hacmi belli olmuştur “Bazen”!
Şimdi, kırılanların toparlanması kadar densiz sayılabilecek mahrumiyetler yoksunluğu ve kırılan toparlanmışlıklarımın adını koymadığım varlıklarıyla sınırlıdır verilen değerler.”
Üste vazife sayılan kişisel tercihlerin sorgusunu kimse yapamazcasına yaşıyor insan. Sorgusuz kalacak infazların sehpası hazırdır, yüreklerde sanılan, insanın konfor dolu hayalleri.
Suç, adresini bulabileceği eylemlerin patlak noktasındadır. Sahiplenilmeyi beklediği an teslimiyetin çığırtkanlığı yapılıyor demektir. Sinsi bir çıngırağın ıslıkla süslenmiş çocuklukta saklı olduğunu kabullenmek gerek, elden silah düşünce. Kalkanı hiç tutmamak marifet diye gizlenen çocukluk öğretileri kalır, kan sızısını savaşmadan yaşayınca.
Gözde büyütülen anlamların bütünüdür. Söküp dikilen sözlerden geçen anlamsızlıkların sıkıntısı yaşar, sığdığı her delikte.
Söylemek istediklerimle, aynı yerde durmasına çaba harcadığımı fark ettiğim gizlerin, adresi geliyor aklıma bazen!
Orda söylediklerim kalıyor, ağırlığıyla yaşamın.
O adresi hatırlıyorum bazen!
“Oysa” formun hacmi belli olmuştur “Bazen”!
30 Mart 2010 Salı
"Artık"
Artık, söylenesi ya da yazılası tüm anlatıların, peşine gitmeyi göze aldığım yerdeyim.
Oysa bütün bu tanımlanmaya çalışılan durumların, aktarılıp paylaşıldıkça çoğaldığına inanılan hislerin ve kimilerine göre düşüncelerin şekillendiği yerden ayrı kalmak gerekliliği, bahsetmeye çalıştığım.
Böyle hallerde daha basit geliyor insana analizler yapmaya kalkışmak.
"insan ayrılınca fark ediyor, neyin yakınında durup; sarması gerekenleri ve bütün bunların varlığına yüklediği değerden sıyrılıp, uzaklaşabilmeyi becerebilmek. insanı tatlı bir uykuya daldırıyor. Özlediklerinden uzaklaşabileceğine, kendini inandıran bir adamın gece yarısı notları."
Ve bu notların ulaşacağı bir adresin anlaşılmak üzere beklentisinin oluşması saçmalık oluyor bir anda.
Tebessümlerle başlayan ardından kesilmek bilmezcesine anlamlar yüklenebilecek tek bir kelime gibi, devamı ve devamsızlığı sadakatten öte bağımlılıklara doğurgan bir savunudur belki de!
Bunlardan daha niceleri gelir, toplama yöntemleri geliştirilir.
Terli bir adamın vücudundaki bütün direncini mücadele edebileceği paylaşımlar için bir kadına aktarması kadar basittir, saçmalığı savunmak.
Toparlanmak gerekiyorsa anlaşılmak için! ! Vakti gelmiş demektir artık! ! ARTIK!
Sırada ki "Oysa"
Oysa bütün bu tanımlanmaya çalışılan durumların, aktarılıp paylaşıldıkça çoğaldığına inanılan hislerin ve kimilerine göre düşüncelerin şekillendiği yerden ayrı kalmak gerekliliği, bahsetmeye çalıştığım.
Böyle hallerde daha basit geliyor insana analizler yapmaya kalkışmak.
"insan ayrılınca fark ediyor, neyin yakınında durup; sarması gerekenleri ve bütün bunların varlığına yüklediği değerden sıyrılıp, uzaklaşabilmeyi becerebilmek. insanı tatlı bir uykuya daldırıyor. Özlediklerinden uzaklaşabileceğine, kendini inandıran bir adamın gece yarısı notları."
Ve bu notların ulaşacağı bir adresin anlaşılmak üzere beklentisinin oluşması saçmalık oluyor bir anda.
Tebessümlerle başlayan ardından kesilmek bilmezcesine anlamlar yüklenebilecek tek bir kelime gibi, devamı ve devamsızlığı sadakatten öte bağımlılıklara doğurgan bir savunudur belki de!
Bunlardan daha niceleri gelir, toplama yöntemleri geliştirilir.
Terli bir adamın vücudundaki bütün direncini mücadele edebileceği paylaşımlar için bir kadına aktarması kadar basittir, saçmalığı savunmak.
Toparlanmak gerekiyorsa anlaşılmak için! ! Vakti gelmiş demektir artık! ! ARTIK!
Sırada ki "Oysa"
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

