13 Mayıs 2010 Perşembe

Sokaksız şehirler gibi.!

Birbirine benzer şehirler ve sevgililer. Hepsi aynıdır, bir diğerinin. Her sokak bir öpücüğe benzer. Yürünüp geçilmiştir üstünden. Aynıdır. Bir sonraki sokak ve sonraki. Hesabı tutulurmuş gibi gelir insana; ama sonrasının beklentisi varsa öncesi anlamsızlaşır. Dudağı ıslak kalan bütün kaldırımlar farksızdır, üstünde adımlar sayılıyorsa.
Açlığın belirir, bakkal aynı bakkal; ekmek aynı karnı doyuracak çünkü.
Nefes alışverişin, ürperen tüyler, çarpıntı yapan kalp; aynıdır ama soluğun, soyunamadığın gövden, ritmini bozamadığın kalp aynıdır.
El ele tutuşmak gibi, başı ve sonu ayrılmazcasına yapışık.
Her ikisinden ayrılmak da, benzer birbirine. Sıkça geçtiğin sokaklar, durup dinlendiğin bank, bakışında dalıp gittiğin, sesinde susmayı öğrendiğin aynıdır; bir önceki ve bir sonrakinden.
Yakınlığını bildirir, giydiğin çarığa uygunluğuyla sokaklar, patika ya da kaldırımlar. Gülüşünde beliren anlam, var olanları sorgular sendeki. Gündüzü beliren şehirde, gökyüzü senindir; herkesin olduğu kadar. Pay edilir yaşam parçalanarak. Tek bir isim verilir, tek bir meydan anıtı. Sana benzerliğiyle kutsal sayılan.
Bir şehir diğeriyle aynıdır, sevgililer gibi. Ayrılık şehirden de, sevgiliden de olsa aynıdır; Kendin olmamış diğerinden ayrılmaktır sadece.

***

*****
Alper’den:
Ağlamak ruhun su kaynatmasıdır.
*****
Emrah’tan:
Küfretmek ruhun yellenmesidir.
*****
Hararet yapan bir yokuşta, bütün insanlığın suratına yellenesim var.
*****
Rahmet = Yağmur. Rahmetlik = Yağmurluk. (Deliler tiy.)
*****
Yele kapılmış it osuruğu gibi savruluyor zaman.
*****

Laay lay lon

Kırık cümlelerle kurulmuş, kekeme bir şarkı var ağzımda. Sözleri gece mavisi, sabahı beklercesine hevesli. Melodisi; laa laa laay laaa lala laa laa gibi bir şey. Nakarat yok, baştan sona aynı her şey. Ucu kırık cümlenin ilk hecesi, ikincisini eskitir, kekemenin ağzında. Laa laa laay laaa lala laa laa laaaaaaaaaayyy la la lay .

Tuzlu Su

Bir insanla bir şeyler paylaştım diyebilmek için ‘bir çuval tuz yalamak’ gerekirmiş. Öyle diyor eskiler. Sonrasında da bu paylaşımın değerini toplamak gibidir, susamışlık. İşte tamda o noktada, birisiyle doyasıya su içebilmek için çok tuz yalamışlık gerekir ki; diğer türlüsü suyu kirletir.
Sırf subaşındaki adama yanaşandan hayır gelmez, tuzun tadından habersizse.
Irmak olsa da çağlayan dereler de olsa su kirlenir o vakit. Zordayken gitmesi kolaydır.
Kalanların nesi var nesi yoksa ortadadır. Zorda kalan ve yan yana kalanlar anlatır kanarak su içmenin keyfini. O zaman anlaşılabilecek bir dert vardır ortada. Su akar yatağını bulur.

Kanatsız Uçanlar

Kelebekleri çağırdım. Kanatlarını bırakıp bedenden ötesini sundular. Tuttuğum dilekler vardı kanatlarında, havada kaldı bütün sitemler.
Kanatlarımı bırakıp kelebekleri çağırdım. Işığına sığındığım kucaklar öksüz koydu çırpınışları. Hep beraber ağladık.
Nasıl giderim sen buradayken. Ki gitmekten çok uzak bir eylem, yanında değilsem. Şimdi mekânsızlığım, her yer ya da hiçbir yer.
Gittim, ağlayarak.

Sigaranın Söyledikleri

Sınırsız soluk taşıyan bir ölümlünün, ne kadar nefes alacağından habersiz ateşe verişiyle başlar.
Masum olan bendim oysa. Acısını benden çıkartırcasına küle çevirdi. Selamlaşmadan saydı bütün dertlerini ilk nefeste. Ama biliyorum bir başkası yine aynı davranırdı. Kaderimi kabullenişimden, bana yüklerler renksiz soluklarına katamadıkları anlamları. Kefenimde bile isim ararlar sonra, ölüme bile değer vermek için. Haklı çıkarırlar, terk etmek için bulamadıkları sebepleri.
Emri verdikleri an başlar, onların keyifle bitişini izledikleri bir ömür. Son nefeste yine aynı şeyi düşünecekler, farkında bile olmadan. “Bunda da olmadı! Belki diğerinde.” Küllerim arasında bırakıp bir diğerine el atacaklar. Yakacaklar. Bir ötekini.
Kızgınlığım ondandır. ! Aradıklarını ilk nefeste verecekmiş gibi yapıp bütün bir ölümün nasıl yalanlarla kaplı olduğunu gösterişim ondandır.
Yalan olmaktansa, verirdim istediklerini; bende olsa. Ama ilk nefeste, kendilerinde olan soluğun hesabını benden isterler. Cevabı olmayan, dipsiz soruyla yüz yüze bırakırlar, yakıp harcadıkları bir ömrün bile sorgusunu yapmadan. “Ne de olsa kaderi bu.!”.
Biz mi istedik, sorgusundan kaçtığınız nefeslerde ölmeyi. Hayır. Siz istediniz sorgusundan kaçtığınız her şeyde bir soluk daha alabilmeyi.
Bunları söyleyebilsem kulaklarının dibinde bağırarak; oluşur mu acaba son nefesi aldıkları zaman suratlarındaki ifade.
Ne ben söyleyebilirim bağırarak, ne de onlar anlar bunu. Kızgınlığımızı söylediğimizde ondandır, hep susturulduk, kâğıttan kefenlerimize sarılarak.
Yalanımızda bu yüzden son nefese kadar değersiz, son nefeste de diğerimiz yanmaya hazır. Nefesleri kesilinceye ya da kendilerini saklayabilecekleri, bizden daha iyi yalancılar buluncaya dek. Sönüp gidecek.

7 Mayıs 2010 Cuma

Kızılcahamam'dan 15.07.09

"AMA"
Mülkiyet ve iktidar arzusundan kaynaklanır.

Kangren

Hakikaten,
renkler duyuyorum
sesleri gördüm.
şekiller aktı
avucumdan.
Gerçekten mi
delirdim. ?

Lojistik

Hakikat hiçtir.
Gerçekse varolan.
Gerçeğin yanılsamasıyla hakikati yorumlar insan. Ki o da hiçtir.
Varoluşan 'şey' hakikatin gerçekteki hem sonucu hem de sebebidir.