14 Nisan 2010 Çarşamba

13 Nisan 2010 Salı

Tilki


'Git.! Nede olsa yine bana gelirsin.' diyen kürkçü dükkanı sahibi, bilmez ki; Tilki dükkana geri döner, sahibine değil.!
Erkan.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Sinestezi

Bugün gökyüzü çok 25, sigaradan aldığım her nefes kırmızı ve tiz sesler taşıyor.
Şimdi türk kahvesi içiyorum, hüzünlü bir tavuk gıdaklaması gibi hüpleterek. Yanında kuzenin yapıp gurbettekilere yolladığı elmalı pasta..
Sessiz bir maviyim bugün. hamsili pilav tadında.
Tebessümün gözleri cuma bakışlarında, haftasonuna yakın, kapanıp açılmak üzere.
Şimdi sonladım bu yazıyı.. artık tüm anlamlar pazartesi.

9 Nisan 2010 Cuma

Kafamı açıyo lan bu !!??

Evet tanıdık gelen bir yanı var; kaçınılmaz kabul gerektiren. İnkar edilemez benzerliklerden bahsedilmese bile tepkilerin ne olabileceğini kestirebiliyorsun. Hatta itiraz etme hakkı bile veriyor sana. her gece sabahlayacağın yastıkta gözü var biliyorsun ama razı olmaktan başka çıkış yolu yok. 'Kim'liğini sorgulatıyor, izin veriyor. Sahip olduğu yetkilerle. Buyruklarda bulunuyar; eşit olma şansı verdiğine, sevdiğine, sınırsız güvendiğine dair. Yalanlığını dahi yüzüne vursan, hakikatten cevap veriyor.
......
Alışamadığım, yer yer tanıyamadığım yüzler. Şahsına ve yaşamsal öğretilerin kabullenilmişliğinden dolayı, insan oluşunu kabullendiğin yaratıklar. DÜnyadayız hala.. Yaşıyoruz, hayattayız kaygısı değil. Ne olduğunu sorgularken tutuklu kaldığın durumlar bunlar.
-Bu ne ?
-Domates.
-Ya bu !?
-Özlem !
-Peki ya bu !?
-Ateş.
-Neden sıcak ?
-Iıımm !? hımm!
-Tamam. Sıktı sanırım sorular. (Yumaşatayım biraz..!).....Son soru .! Bu ne ? (cevabı, 'İnsan' olan sorunun, yekten cevabının verilebilmesinin saçmalığından çok, bu sorunun saçmalığının ağır basması gibi bir sessizlik...)
-(Yanında hiç tanımadığı kişiden medet umarcasına; dönüp ona danışır.) Kafa mı açıyo lan bu ..!!
-........... (Evet. Belirsizliğin sınırını belirtir bu tavır. 'Kafa açmak!' ulvi bir tanım taşımaya başlar. Sorgulamaların sıkmaktan öte sorulmaması gerektiği kabulünün yapıldığı yerdir orası artık.)


Susmak eylemi ince çağrışımlar yapar.

7 Nisan 2010 Çarşamba

"Nar"

Dokunmaya dahi kıyamayıp tane tane kalsın dileğidir. Her biri yumak yumak yanındakine yaslı kalarak. Şekil versin omzundan sakındığı diğerine. Kırılsın, saçılsın, kavrulsun. Vazgeçilebilir olanlarla görülsün ömür denen safsata. Sonrasında kabuk kalır, avucunda suyunu içerken. Kıvılcımdan sakınmayan gözler kalır başında acısına dil değirerek. Sonrasızlığın başı bellidir nede olsa.!
Dokunup sarmak var dört bir yanını çığlık çığlığa. Sızısız teslimiyet belirtisi belkide. Tohumunda bekleyiş kokan acıyı, paylaşma arzusu aslında. Tanesine kıyıp elinde yaktığın.
Sorgusuz cehalet pınarının anahtarları saklıdır; cennete eşdeğer cehennem sevdası birazda.!

"Köz"

Ne tutamdır ne serpinti. Kıvamında kalmaya çırpınırsın, yozlaşan yanlarına kayıtsız kalamazsın. Devran değişecek, karanlıkta bekleyeceğin ışık da yoktur. Bilirsin. Derdin bilmekten geçmiştir oysa. Bilinesi hallerin bile sorgusundasındır. Başkalaşacak bir gelecek sanırsın kendinde olup biteni. Halbu ki yitişin habercisidir formuna seni ayrı düşürecek olan. "'O' nedir ?" Ne midir !? Yiyip bitirecek, cevaba hasret kaldıkca.
Ayrıksın şimdi ne serpilirsin; ne tutam kalır avucunda. Akacak ya da yakacak dermanın kalmaz, kendinden başka. Üflenmeyi bekler, acizliğinde saklanacak varoluşun.

"Kül"

Öylesi bir suskunluk işte..!
Peşi sıra gidilmeyen bütün sitemleri önüne seriyor insanlar. Duymadıklarını da gözlerinden okursun, içindeki çığlığı. Ama hiçbirinde gözgeze gelecek cesaret olmadığı hissi ağır gelir. Can tesliminden esirgemezken kendini. Kesilen ahkamların kanıdır belkide duvarlara sıçrayan. Gözündeki çapağın silinmesi değildir mahmurluğuyla yataktan kalkarken insanın. Git dedikleri kadar 'gitmek' fiilinin taşıdığı eylemden habersizdirler biraz da. İşte tam orada.!!
Susarsın.
içinde besleyecek ses kalmamıştır artık. Karşındaki sana karşın, seslenmesini bekler duymaya şartladıklarını. Susarsın. Hüzün olur. Daha da susarsın. Oyun olur. Sade susarsın. Yalan olur, ses verdikçe beslenen umutlar.
Bir dahaki sefere yeğlersin kendini. Susarken gidebilmek için.

Esenlik Bildirisi

Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir
kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa
yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa
o şehirden öcalmanın vakti gelmiş demektir

Duygular paketlenmiş, tecime elverişli
gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir
gazeteler tutuklamış dünya kelimesini
o dünyadan, o şiirden öcalmalı demektir

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız
ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir
söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız
öcalınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin, susturur insanı; adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir

Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın
ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir
haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın
yaşamak bir sanrı değilse öcalınmak gerektir.

1973 İsmet Özel

6 Nisan 2010 Salı

O yolda otostop olmaz.!!

"Otobanlar patikaya dönüşünceye değin yazmalı şimdi.!"

düşünce şeklini otoyol'a benzetmişliğimiz olmuştu bir ara. Bilmeyenler için tekrar; düşünce otoyoldan geçen araçlar gibi, konuşmaya başlayınca herbirini gişelerden hızalıca, kontrollüce geçiştirmeli; iş hele bir de yazmaya gelince.. puf. Bütün gişeler ortadan uçuyor. tek bir gişe kalıyor geriye.
otobanda ki kuyruğu da hesap edin artık. yol sakin, sessiz, kimse yok felan filan yalan onlar. düşünüyosun kardeşim işte o kadar ıssızlaştırabilmek derdimiz zaten bu ortamda ama olmuyor işte. bak yine arkadakiler kornalara basıyor..! bok var sanki bekle iki dakka dümbük.
ah ah birde bu dönemde o gişeyi tasvir etmemek haksızlık olur.(kime haksızlık olursa ya da sizce olmazsa cevabı da siz kendi otobanınızda arayın bi zahmet)
koskoca yolun orta yerinde. arkadaş üsturuplu yerleştirecek yerel yönetimde mevcut değil anlaşılan. derme çatma demek yalan olur.. pezevenkler tıkanıklığı bile bile geçiş hızını hesaba katmadan motel gibi yer inşa etmişler. o da yetmez içine bari ninem yerleşseydi (yavaş çalışmasına gönderme)...
hah bize geldi sıra geçebilecez sonunda derken. o da nesi içerde arılar gibi insanların çalışması hayaliyle yaklaştığımız gişede kimse yok . kimse yok mu nasıl yani yaaw..
zaten öyle bir yol ve gişe de yok. bu sadece yazının anlam değerindeki iletisinin okurda oluşturduğu tepkime. artık var diyorsanız, bilemem. sizinde öyle bir otobanınız mevcut anlaşılan ki, biraz önce, kime haksızlık olacağını düşündüğünüz yerde dolaşırken görenler olmuş. o yolda otostop olmaz.
neyse o yol bir gün patika dağ yollarına, sahil kıyısına, ıssız çöllere dönüşebilir.

Not: kutup ayısına dikkat.!

Ve bazı seçme adresler

kayıp adresler,

mülki adresler,

sığınak adresler,

yalan adresler,

imarsız adresler,

konar göçer adresler,

v.s. adresler..;

Yaşanmışlıkdan; bazı seçme profiller

kayıp adrestekiler,

adres işgal edenler,

adres işgal etmeye uğraşanlar,

bulunduğu yerin adresini danışanlar,

danıştığı adrese gitmeyenler,

gideceği adresi zaten işgal edenler,

adressiz işgalciler,

adresi kayıplar,

adresi gizliler,

adres edinmeyi bir bok sananlar,

adres çalanlar,

bir adrese sığınanlar,

3 Nisan 2010 Cumartesi

27.12.09

Bir gün tut ki gelirim. Yokluğunu satarak, yalnızlığa. Geri dönüp, ömür boyu sarılacak değiliz; geçmiş denilen eylemlere.
Yaa sabır!


Gökyüzü sınavdır
yüzündür
Gökyüzü
saçını okşarken.
Yıllar sonrası kadar uzakken
geçmişim,
kabullerle başlar ayrılık
o anda !
Kapalı kutu içindeki
kapılardan geçen sessizlik
çağırır
o anda !

sırtı dönük bir cesede sarılı kalır
vaat edilmiş yalnızlığın

şimdi
dem bu demdir, dem bu dem !

geri dönüş yok dediğinde bitmemiştir.

'O' gün

Gün gelir,
O gün
gelir

gelir.

Geçer.

Gün,
gelir

'O'
gün gelir.



Geçti...!

Gün Aydı..

gün aydınlığını gördüm
ay yüzünü serince. sustuğum geceler
peşinde artık
gün gelirse sensizliğin
beni terk et gittiğin yerde
kendinden ayrıysam eğer.
Orda buluşuruz.

Gece Yarı'sı(r)

Aynada yansıyanın “ben” olmadığımı fark etsem kime kızabilirim. Sözlerimin, ardı gelmeyeceğinden habersiz olmalı, bütün yaşam. Sırtındayız salyangozun. Özüne inmek gereksiz kalır aslında. Hükümsüzdür; ama bütün hükümler, bunun kabulleniş yöntemlerini kullanarak hayat buluyor.
Aynaya ‘hükümsüzsün’ desem kim ders alır bu cezadan. “mükâfat” mantığında faydalar beklenebilirken ilişkilerden. Çözümlenilmesi gereken süreç-sonuç ilişkisi nasıl çözümlenebilir. Ayrı kalmak mümkün müdür? O andan sonra.
Tümcesiz kalan, tek harflik bir intihar olur, sonrasındaki tüm görüntüler.

Nar'ın taşı lal'dir

İçimde kaç lal var diyemem
hangi biri sensin söylemem.
Gelsen desem!
Gelmezsin.
Anlam desem!
Yüklemsin.
nerde var saydıysak eğer ordasın !!
hakikati serdiysek eğer !!
Nerdesin?
O halde sen kimsin?

Kırıldı içimde,
sus dediler.
Sesi çıktı,
küs dediler.
Can sandım,
dert dediler.

taşıyasım var!
ne deyim!

"Rağmen"

Saymışken, kocamışlığını yaşamın, direncine tutulacak her çapak yük olur insan hayatına. Vakit arzusuyla izafi kalanların, zıtlığını kabullenmek zorunda oldukların ve umut edilebilecek zaman-mekân uygunluğunun bütününden sıyrılabilmek için, “rağmen”.
Geçmişin kabul edilebilirliği, başka bir gelecek için tutarlı bir geçmiş oluşturma arzusundan öteye geçemiyorsa; durumunu niteleyebileceğin ancak kabullenmektense diğerini yeğ tuttuğunun arzusundan öteye geçemiyorsa; denk gelip o anda bütün yüklemlerin yapılmasının çabasına düşülüyorsa; sıyrılıp, ötesinde kalanların ne derece ötekileşmesi gerektiğini anlatmaya çalışmak, kızgın matemleri oluşturur.
Kızgınlıklar, anlaşılması pahasına değer biçilen ama anlaşıldığı sürece yitikleşen durumların kendine özgü kalmasına inanmak oluyor.
Orada durup, seyre dalmak! “Güzel” o’dur kimilerine.
Bir kıymette biriken, yüklemlerin tamamında buluşan değerlerin kendisinden bile sıyrılma çabası “rağmen”. Bunlar bir “şey” ise; her şeye rağmen.
Sökülecek bütünlerin, paydasının oluşmasını görmezden gelmek olur, diğer türlüsü.
Hayatın kendisine tutunmak için; Yaşamın kendisine rağmen! !
Sade “rağmen”.

"Bazen"

Bazen yaşanılmışlık denen şakanın, zaman-mekân eşleşmesini yapmaya çalışmak, gıdıklıyor insanı. Gülebilmenin değerinin farkına varmak. Sıkıntıların ne olabileceğinin ve daha nicelerinin nelere gebe olduğunu düşünmek; onları yaşamak diri tutmak arzusundan başka bir şey değil kısacası. İşte tam o nokta da “bazen”. İnsan sıyrılabilecek kadar güçlü olma hayali kurmalı, gözleri kapalıyken.
Vakti gelmiş olan özlemlerin derecesi var mıdır? Sorusuna cevap aramak, kime göre ya da neye göre. . Gibi devamında can sıkacak belirsizlikleri doğuruyor.
Artık bunlara cevap aramaktansa oluşan heveslerin sonucunda ne taşıdığına bakmak gerek. Oysa yüklediğimiz bütün değerlerin bir çırpıda savrulup sıyrılabilinir ilişki kılıfları olmadığını kendimize doğduğumuz gün kanıtlamışızdır. Yine de insanoğlu onları yaşatıp, arada sırada kontrolün kendinde olduğunu, yaşamına ispatlayabilmek için kullanabilecek zekâda. Bazen bütün bunlardan sıyrılarak yaşamanın arzusu, şaka gibi geliyor insana. Sahne bu kadar kocamışken; paylaşılanların dramını, diri tutmak ya da unutmak, verilmek istenen mesaja kalıp, oluşanı paylaşmakla devam ediyor. !
Anlaşılanlar, bütün bedenlerin taşıdığı sıcaklık kadar, ısıtır bütün evreni.

"OYSA"

“Oysa varlığını kanıtladığım bütün eylemler yokluk adına.
Şimdi, kırılanların toparlanması kadar densiz sayılabilecek mahrumiyetler yoksunluğu ve kırılan toparlanmışlıklarımın adını koymadığım varlıklarıyla sınırlıdır verilen değerler.”
Üste vazife sayılan kişisel tercihlerin sorgusunu kimse yapamazcasına yaşıyor insan. Sorgusuz kalacak infazların sehpası hazırdır, yüreklerde sanılan, insanın konfor dolu hayalleri.
Suç, adresini bulabileceği eylemlerin patlak noktasındadır. Sahiplenilmeyi beklediği an teslimiyetin çığırtkanlığı yapılıyor demektir. Sinsi bir çıngırağın ıslıkla süslenmiş çocuklukta saklı olduğunu kabullenmek gerek, elden silah düşünce. Kalkanı hiç tutmamak marifet diye gizlenen çocukluk öğretileri kalır, kan sızısını savaşmadan yaşayınca.
Gözde büyütülen anlamların bütünüdür. Söküp dikilen sözlerden geçen anlamsızlıkların sıkıntısı yaşar, sığdığı her delikte.
Söylemek istediklerimle, aynı yerde durmasına çaba harcadığımı fark ettiğim gizlerin, adresi geliyor aklıma bazen!
Orda söylediklerim kalıyor, ağırlığıyla yaşamın.
O adresi hatırlıyorum bazen!

“Oysa” formun hacmi belli olmuştur “Bazen”!