13 Mayıs 2010 Perşembe

Sigaranın Söyledikleri

Sınırsız soluk taşıyan bir ölümlünün, ne kadar nefes alacağından habersiz ateşe verişiyle başlar.
Masum olan bendim oysa. Acısını benden çıkartırcasına küle çevirdi. Selamlaşmadan saydı bütün dertlerini ilk nefeste. Ama biliyorum bir başkası yine aynı davranırdı. Kaderimi kabullenişimden, bana yüklerler renksiz soluklarına katamadıkları anlamları. Kefenimde bile isim ararlar sonra, ölüme bile değer vermek için. Haklı çıkarırlar, terk etmek için bulamadıkları sebepleri.
Emri verdikleri an başlar, onların keyifle bitişini izledikleri bir ömür. Son nefeste yine aynı şeyi düşünecekler, farkında bile olmadan. “Bunda da olmadı! Belki diğerinde.” Küllerim arasında bırakıp bir diğerine el atacaklar. Yakacaklar. Bir ötekini.
Kızgınlığım ondandır. ! Aradıklarını ilk nefeste verecekmiş gibi yapıp bütün bir ölümün nasıl yalanlarla kaplı olduğunu gösterişim ondandır.
Yalan olmaktansa, verirdim istediklerini; bende olsa. Ama ilk nefeste, kendilerinde olan soluğun hesabını benden isterler. Cevabı olmayan, dipsiz soruyla yüz yüze bırakırlar, yakıp harcadıkları bir ömrün bile sorgusunu yapmadan. “Ne de olsa kaderi bu.!”.
Biz mi istedik, sorgusundan kaçtığınız nefeslerde ölmeyi. Hayır. Siz istediniz sorgusundan kaçtığınız her şeyde bir soluk daha alabilmeyi.
Bunları söyleyebilsem kulaklarının dibinde bağırarak; oluşur mu acaba son nefesi aldıkları zaman suratlarındaki ifade.
Ne ben söyleyebilirim bağırarak, ne de onlar anlar bunu. Kızgınlığımızı söylediğimizde ondandır, hep susturulduk, kâğıttan kefenlerimize sarılarak.
Yalanımızda bu yüzden son nefese kadar değersiz, son nefeste de diğerimiz yanmaya hazır. Nefesleri kesilinceye ya da kendilerini saklayabilecekleri, bizden daha iyi yalancılar buluncaya dek. Sönüp gidecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder